Şirketlerin ve Bankaların Derecelendirme ve Bağımsız Denetim Süreçlerinde Revizyon İhtiyacı
Michael Lewis’in “The Big Short-Inside The Doomsday Machine (The Big Short-Kıyamet Günü Makinesinin İç Yüzü)” isimli kitabından uyarlanan ve 2015 yılında vizyona giren The Big Short filminin bir sahnesinde rating şirketleri ile denetledikleri kuruluşlar arasındaki çıkar çatışmasına dikkat çekilir.
Verdiği yüksek not sebebi ile eleştirilen rating şirketinin çalışanı “Eğer biz onlarla çalışmazsak, rakiplerimize giderler.” der. Sahne, 2008 finansal krizinin temel nedenlerinden biri olan cömertçe dağıtılan notlara, rating şirketlerinin krizdeki rollerine ve sürecin ne derecede yozlaştığına vurgu yapar.
Çıkar Çatışması Kavramı
Çıkar çatışması, bir kişi veya kurumun karşı taraf ile; tarafsızlığını, objektifliğini veya profesyonel yargısını etkileyebilecek çıkar ilişkisi içinde olmasıdır. Çıkar çatışması; kişisel, mali veya mesleki çıkarların tarafsız değerlendirmeyi tehlikeye atabileceği veya önyargı yaratabileceği bir durumdur. Bu karar verme sürecinde güvenilirliği zedeleyebilir. Adil olmayan kararlara, yanıltıcı bilgilere, etik sorunlara ve hatta dolandırıcılığa yol açabilir. En yaygın görüldüğü alanlar finans, hukuk, tıp, siyaset ve kurumsal yönetimdir.
Denetim Süreçlerinde Çıkar Çatışmasına Yol Açan Sebepler
Denetim süreçlerinde çıkar çatışmasının en önemli sebeplerinden biri “ödeyen müşteri modeli” dir. (Issuer-Pays Model) Denetim şirketleri müşterilerinden bu hizmetleri karşılığında ücret alırlar.Bu durum denetleyen ile denetlenen kuruluş arasında doğrudan bir finansal bağlantı oluşturur. Örneğin bir tahvil ihracında kredi derecelendirme kuruluşunun borçlanacak olan kurumun kredi riskine ilişkin objektif değerlendirmeler yapması beklenir. Ancak bu kuruluşlara genellikle derecelendirdikleri menkul kıymetlerin ihraççıları tarafından ödeme yapılır. Benzer şekilde dış denetçilerin şirketlerin mali tablolarını bağımsız olarak doğrulamaları beklenir. Ama denetim şirketlerine, kayıtlarını denetledikleri şirket tarafından ödeme yapılır. Bu durumlar derecelendirme kuruluşu ya da denetçi için bağımsızlıklarını tehlikeye atarak, olumlu görüş bildirme yönünde potansiyel bir teşvik yaratabilir.
Rekabet ve müşteri kaybetme endişesi bir diğer önemli sebeptir. Piyasada çok sayıda denetim şirketinin bulunması ve aralarındaki yoğun rekabet, denetim firmalarını sözleşme yaptıkları müşterilerini rakiplerine kaybetmemek için sorunları (örneğin muhasebe usulsüzlüklerini) rapor etmekte tereddüte sevk edebilir. The Big Short filminde geçen “Eğer biz onlarla çalışmazsak, rakiplerimize giderler.” diyaloğu bu durumu özetlemektedir.
Dikkat edilmesi gereken bir diğer alan denetim dışı hizmetlerdir. Birçok denetim firması, denetimden daha fazla gelir getirebilecek danışmanlık hizmetleri de sunmaktadır. Bu ikili rolün aynı müşteri için birleşmesi denetçinin bağımsızlığını zedeleyebilir.
Çözüm Önerileri
Yukarıda açıklanan sebeplerden de anlaşılabileceği üzere şirketlerin denetçilerini bizzat kendilerinin seçmelerine ve onlara ödeme yapmalarına izin veren mevcut sistem önemli sakıncalar içermektedir ve büyük ölçüde yozlaşmıştır.
Sorunun çözümünde dikkate alınabilecek ilk yöntem özel denetime tabi sektörlerde denetçinin denetim otoritesi tarafından atanmasıdır. Örneğin bankacılık sektörü BDDK tarafından düzenlenmekte ve denetlenmektedir. Bankaların bağımsız denetimini gerçekleştirecek şirketlerin doğrudan BDDK tarafından atanması banka ile denetim şirketi arasındaki çıkar çatışmasını ortadan kaldıracaktır.
Borsaya kote olan ya da ilk kez halka açılacak şirketlerin denetçilerinin SPK tarafından seçilmesi bankacılık sektörüne benzer şekilde çıkar çatışmasını önleyecektir.
Borsalarda hisseleri işlem gören şirketlerle bankaların aldıkları bağımsız denetim hizmetlerine ilişkin ücretlerin borsa veya BDDK tarafından şirketlerden ve bankalardan tahsil edilecek komisyon havuzundan karşılanması da denetleyen ile denetlenen arasındaki finansal bağı kopartacaktır.
Borsada işlem görmeyen ancak bağımsız denetime tabi bulunan şirketlerin denetim şirketi seçimi ise denetlenen ve denetleyecek olana ilişkin karakteristik özellikleri dikkate alan bir algoritma ile kolaylıkla otomatikleştirilip, KGK tarafından yönetilebilir. Denetlenecek şirketin yeri, sektörü, faaliyetlerinin büyüklüğü ve karmaşıklığı; denetleyecek şirketin geçmiş denetim sonuçlarına dayanan başarı notu, denetçi sayısı, çalışma bölgesi ve benzeri bilgiler üzerinden kolaylıkla denetçi atanabilir. Denetim hizmet bedelinin de bu verilerden yola çıkılarak algoritma tarafından belirlenmesi, fiyat rekabeti üzerinden çıkar çatışmasını engelleyebilir.
Denetim dışı hizmetlerin denetim şirketi tarafından verilmesi uygulaması getirilen düzenlemeler sayesinde büyük ölçüde önlenmiştir. Düzenlemelerin arkasından dolaşılması yoluyla denetim ve danışmanlık rollerinin buluşması sıkı denetimlerle engellenebilir ve ağır yaptırımlara bağlanabilir.

Yorumlar
Yorum Gönder