Enflasyonla Mücadelede Beklentilerin Önemi

Enflasyonla mücadelede beklenti kanalı

 

Hanehalkının ve firmaların gelecekteki enflasyona ilişkin beklentileri tüketim ve yatırım kararlarını, fiyat ve ücretlerinbelirlenme süreçlerini etkilemekte; enflasyon dinamiklerinin şekillenmesinde ve bu dinamiklere önceden yön verilmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Gelecekteki enflasyonun yükseleceğine dair beklentiler mevcut enflasyon oranlarını besleyerek yüksek kalmasına sebep olabilmektedir. 

 

Enflasyonla mücadelede beklenti kanalının önemli olması, bu beklentileri aşağı çeken iktisat politikalarının enflasyonu daha hızlı ve kolay bir şekilde düşürmeye yardımcı olabileceği anlamına gelmektedir.  Para politikası yapıcıları enflasyon beklentilerini etkileme ve yönetmede ne kadar etkili olurlarsa, enflasyon hedeflerine ulaşmak için katlanılması gereken çıktı maliyeti de o kadar düşmektedir.  

 

Uluslararası Para Fonu (IMF)’nun 2023 yılı ekim ayında yayımlanan Dünya Ekonomik Görünüm Raporu enflasyon beklentilerinin gerçekleşen enflasyona etkisi ve para politikası aracılığı ile bu beklentilerin yönetimi konusunda gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler açısından kapsamlı ampirik verileri ortaya koymuştur. 

 

Enflasyon beklentisi oluşumunda geçmişe ve geleceğe odaklılık

 

Enflasyonla mücadelede beklenti kanalına ilişkin ampirik bulgular enflasyon dinamiklerini anlamada kısa vadeli beklentilerin artan önemine işaret etmektedir.  Ekonomideki birimler gelecekte oluşacak enflasyon hakkında beklenti oluşturma tarzları açısından geçmişe ve geleceğe odaklananlar olmak üzere iki ana gruba ayrılmaktadır. 

 

Merkez bankası iletişiminin net olmadığı ya da güvenilirlikten yoksun olduğu, veri sağlık ve güvenliği konusunda şüphelerin bulunduğu, enflasyonun tarihsel olarak yüksek seyrettiği gelişmekte olan ülkelerde ekonomik birimler enflasyon beklentilerini geçmişe odaklanarak, geçmişin verilerini kullanarak ve gerçekleşen enflasyonu dikkate alarak oluşturmaktadır. 

 

Buna karşılık gelişmiş ülkelerin ekonomik birimleri beklentilerini merkez bankalarının eylemlerini ve iletişimlerini de dikkate alarak gelecekteki ekonomik koşullarla ilgili daha geniş bir bilgi yelpazesinden oluşturmaktadır. Geçmişte yaşanan enflasyondan ziyade, uygulanan iktisat politikaları sonucunda gelecekte oluşabilecek ortama odaklanarak enflasyon beklentileri şekillenmektedir. 

 

Geriye odaklıları payının daha yüksek olduğu ekonomilerde bu tür aktörler para politikasının gelecekteki etkilerini yeterince dikkate almadıklarından; para politikasının gücü zayıf kalmakta, enflasyon baskısının süresi uzamaktadır. Para politika sıkılaştırması yakın vadeli enflasyon beklentileri ve enflasyon üzerinde daha güçsüz bir etkiye sahip olmaktadır. 

 

Geçmişe daha fazla odaklanan bir ekonomide insanlar, bugün faiz artışlarının ekonomideki talep üzerinde baskı oluşturarak enflasyonu yavaşlatacağı beklentisini içselleştirememektedirBu ise, merkez bankasının enflasyonda aynı düşüşü elde etmek için geleceğe odaklı gelişmiş ülke ekonomilerine nazaran daha fazla sıkılaştırma yapmasını  gerektirmektedir. Diğer bir deyişle, geçmiş enflasyona odaklananların oranı daha yüksek olduğunda, enflasyon beklentilerindeki ve enflasyondaki düşüşlerin çıktı maliyetinin daha yüksek olması beklenmektedir. 

 

Beklentiler kanalı, merkez bankalarının enflasyon oranını ekonomiyi resesyona sokmadan ”yumuşak iniş” yoluyla hedefe ulaştırmaları açısından kritik öneme sahiptir. Merkez bankası bağımsızlığını ve şeffaflığını güçlendirecek yapısal reformlar beklentiler kanalının güçlenmesinde birincil öneme sahiptir. Para politikası çerçevesi ve merkez bankası iletişim stratejilerinde gerçekleştirilecek iyileştirmelerle, gelişmekte olan ekonomilerde ileriye odaklanarak beklenti oluşturanların payının artırılması mümkün olabilmektedir. Bu sağlanabilirse enflasyon hedefine daha hızlı ve daha düşük bir çıktı maliyetiyle ulaşılabilecek; başka bir deyişle, ekonominin "yumuşak iniş" yapma şansını artabilecektir. 

 

Ülkemizde enflasyon beklentileri

 

Ülkemizde geçmiş dönemde uygulanan para ve maliye politikaları sonucu enflasyon hızla yükselmiştir. T. C. Merkez Bankası’nın bağımsız bir duruş ortaya koyamaması, TÜİK tarafından yayımlanan enflasyon istatistiklerinin gerçek hayatın verileriyle uyumlu olmaması kurumlara olan güveni erozyona uğratmıştır. Ekonominin pek çok sektöründe fiyatlama davranışları bozulmuştur. Para politikası geç ve gecikmeli adımlarda da olsa sıkılaştırılırken, maliye politikasından destek gelmemiş, iki politika arasında eş güdüm sağlanamamıştır. Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak da ekonomik birimlerin enflasyon beklentilerinde yüksek düzeylerde ciddi bir katılaşma ortaya çıkmıştır. 

 

Koç Üniversitesi ve Konda Araştırma ve Danışmanlık tarafından yayımlanan 2024 yılı nisan ayı Türkiye Hane Halkı Enflasyon Beklenti Anketinde yıllık medyan enflasyon beklentisi % 100, yıl sonu medyan enflasyon beklentisi % 85 olarak açıklanmıştır. Bu sonuçlar uygulanmakta olan para politikasının enflasyon beklentilerini düşürmede arzu edilen etkiyi yaratmadığını göstermektedir. Toplumun en geniş bölümünü oluşturan hane halkının enflasyon beklentilerini düşürmeden, ekonomideki gerçek enflasyon rakamını hedeflenen seviyelere indirme imkanının bulunmadığı düşünülmektedir. 

 

Faiz indirimi beklentileri ve öngörüleri

 

Ekonomide fiyatlama davranışları bozulmuşken ve yüksek enflasyon beklentileri kırılamazken farklı kesimlerde faiz indirim beklentileri ve öngörüleri dillendirilmektedir. Bu beklentiler faizlerin yükseltilmiş olmasına rağmen enflasyonun düşürülememesi, enflasyonun baz etkisi ile yaz aylarından itibaren inişe geçeceği, ekonomide yüksek faiz sebebi ile karşılıksız çıkan çek, konkordato isteyen işletme, takibe düşen kredi müşterisi sayısının artması ve benzeri gerekçelere dayandırılmaktadır. Önümüzdeki aylarda enflasyonda baz etkisiyle ortaya çıkacak iniş beklentilerine dayanılarak faiz indirimleri için tarih öngörülerinde bulunulmaktadır. 

 

Geçmiş dönemde uygulanan negatif reel faizli kredi politikası ekonominin bazı birimlerinde düşük faizli kredi bağımlılığı yaratmıştır. Negatif reel faizli krediler verimsizliği, rekabet gücü zayıflığını, reel anlamda karsızlığı gizleyen bir örtü görevi görmüştür. Olması gereken faiz oranları kullanıldığında gerçekleştirilmemesi gereken yatırımlar, düşük finansman sayesinde yapılabilir görülmüş ve hayata geçirilmiştir. Düşük faizli ve sübvansiyonlu kredilerin etki analizlerinin yapılmaması, sağlanan fonların verimli alanlarda kullanılmaması sonucunu da doğurabilmiştir. Geldiğimiz noktada, para politikasının sıkılaştırılması sonucu faiz oranlarında yaşanan yükselme, bu tip işletme ve yatırımların sıkıntı içerisine düşmesine sebep olmaktadır.

 

Düşük faiz yoluyla teşvik edici kredi politikası uygulaması klasik bir iktisat politikası yöntemidir. Önemli olan bu politikanın seçici şekilde uygulanması, ekonomide orta ve uzun vadeli planlar doğrultusunda geliştirilmesi arzu edilen sektörlere yönelmesi ve etki analizleri kullanılarak sonuçlarının yakından takip edilmesidir. Ayrıma gidilmeden her sektöre düşük faizli kredi kullandırılması, aktif rasyosu gibi alışılmamış yöntemlerle bankaların buna zorlanması sınırlı kaynakların verimsiz alanlara aktarılması sonucunu doğurmaktadır. 

 

Bu çerçevede ihracatı önceleyen, ithalatı azaltan ve cari açığın daraltılmasına katkıda bulunan sektörler ve tarım başta olmak üzere öncelikli sektörlerin, verimlik şartından ve etki analizlerinden ödün verilmeksizin, selektif nitelikte teşvik edici kredi politikası ile desteklenmesinde büyük fayda bulunmaktadır. Ancak enflasyonda kalıcı bir düşüş açıkça görülmeden genel olarak para ve kredi politikasında gevşemeye gidilmesinin  beklentileri daha da bozma ihtimali gözden uzak tutulmamalıdır. 

 

Sonuç

 

Toplumdaki enflasyon beklentisinin T. C. Merkez Bankası hedefine yakınsaması açısından, enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan para politikası zaman kaybedilmeksizin sıkı maliye politikası desteklenmelidir. Maliye politikası desteği olmayan bir para politikasının gerek enflasyon beklentilerini gerekse gelecekteki enflasyonu hedefe yakınsatma şansı olmadığı gibi, sıkı para politikasının sebep olacağı çıktı maliyetini de artıracaktır. 

 

T. C. Merkez Bankası’nın bağımsızlığı hem yasal düzenlemeler yapılarak hem de uygulamada niyet açıkça yansıtılarak güçlendirilmeli, TÜİK’in yayımladığı verilere olan kamuoyu güveni artırılmalıdır. 

 

Enflasyon beklentilerinde ve gerçekleşen enflasyonun seyrinde açık ve kalıcı bir iyileşme görülmeden sıkı para politikası duruşu terkedilmemelidir.  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kamu Sermayeli Mevduat Bankalarının Enflasyonist Ortamdaki Performanslarının Analizi

İhracat ve Döviz Kazandırıcı Hizmetler Reeskont Kredisi Uygulamasında Yeni Dönem

Zombi İşletmeler; Nedenleri, Sonuçları ve Politika Önerileri