Düzenleme Sarkacı

Düzenleme sarkacı kavramı finansal düzenlemelerin daha fazla kural ve daha sıkı denetim şeklinde sıkılaşma ile   deregülasyon ve piyasa odaklı yaklaşımları ağırlık noktasına koyan gevşetme dönemleri arasında gidip geldiği döngüsel süreçleri tanımlamak için kullanılır. Sarkaca göre düzenlemeler düz bir çizgi halinde kalmamakta, ekonomik ve finansal koşullarla krizlere, siyasi değişikliklere tepki olarak zaman içinde ileri geri sallanmaktadır.

Düzenleme Sarkacının Temel Özellikleri

Düzenleme sarkacı anlayışının temel özellikleri üç başlık altında toplanabilir: 

Döngüsel davranış söz konusudur.  Krizleri daha fazla düzenleme, istikrar dönemlerini ise düzenlemelerin kaldırılması takip etmektedir. 

Proaktif olmaktan ziyade reaktif bir süreç söz konusudur. Düzenlemelerin çoğu başarısızlıklardan sonra, bunlara tepki olarak ve bir daha yaşanmamaları için getirilir. Bir süre sonra sıkıntılar unutulur ve düzenlemelerin yarattığı ortama tepkiler doğmaya başlar. İşler iyi giderken “neden bu kadar sıkıyız?” sorusu sorulmaya başlanır. Gevşeme gelir.

Siyasi ve sosyal duyarlılık ile bunların yarattığı kamuoyu baskısı sarkacın yönünü ve salınım hızını etkiler. 

Düzenleme Sarkacını Hareket Ettiren Güçler

Sarkaç, bir dizi ekonomik, politik, kurumsal ve sosyal güçten etkilenir:

Başta ekonomik etkenler gelir.  Finansal krizler zayıflıkları ortaya çıkarır ve toplumsal tepkiler doğurur. Daha güçlü düzenlemelerin yolunu açar. Örneğin 2008 Global Finans Krizi bankaların yetersiz sermaye ile çalıştıklarını gözler önüne sermiştir.   Basel III düzenlemesi ile sermaye ve likidite kuralları sıkılaştırılmıştır. 

Uzun istikrar dönemleri ve krizin olmaması kamuoyunda rehavete yol açar. Düzenlemelerin “çok külfetli” olduğu algısı yaygınlaşır, başta finansal kurumlardan gelmek  üzere  deregülasyon talepleri artar. 

Finansal yenilikler ve piyasaların evrimi çok hızlıdır. Düzenleyici çerçeveler ve düzenleyici otoritelerin kapasiteleri bunları çok gerisinde kalır. Fintek sistemi ve kripto para piyasaları bunun en güzel örneğidir. Yeni riskler ve özellikle de “bilinmeyen bilinmeyenler” ihtimali yetkilileri yeniden sıkılaştırmaya yöneltir.

Ekonomik etkenlerin yanı sıra siyasi faktörler ve iktisadi ve finansal politika oluşturma süreçleri de belirleyici olur. Siyasi ideolojiler sarkacın farklı yönlerine meyillidir. Sol tüketicinin ve yatırımcının korumasını, daha sıkı denetimi desteklerken, sağ piyasa özgürlüğü ve deregülasyon taraftarıdır. 

Giderek finansallaşan dünyada finansal kurumların lobi faaliyetleri politika oluşum sürecinde gücünü hissettirecektir. Sektörün baskısının düzenlemeleri yavaşlatabileceği ve hatta tersine çevirebileceği gerçek yaşamdan örneklerle kanıtlanmıştır. 

ABD’de büyük bankalar ticari bankacılık ile yatırım bankacılığını birbirinden ayıran Glass–Steagall Yasası aleyhine 1980'ler ve 1990'lar boyunca yoğun lobi faaliyeti yürütmüşlerdir. Küresel düzeyde rekabet edebilmek için “evrensel bankacılığa” ihtiyaçlarının olduğu, ölçek ekonomisi ve çeşitlendirme ile riskin azalacağı temel argümanları olmuştur. Büyük bankalar istediklerine ulaşmışlardır. 1999 tarihli Gramm–Leach–Bliley Yasası , Glass–Steagall Yasası'nın temel hükümlerini yürürlükten kaldırmıştır. Sonuçta “batamayacak kadar büyük” finansal holdingler oluşmuş, sistemik bağlantılılık artmış ve bunlar da 2008 krizine yol açmıştır. 

Sarkacın yönünü kurumsal faktörler de belirlemektedir. Denetim otoriteleri zayıflıkları tespit ettikçe çerçeveleri revize etmektedir. Basel Komitesi ve Finansal İstikrar Kurulu gibi uluslararası kuruluşların uluslararası standart belirleme çabaları ulusal sarkaçların döngülerini etkilemektedir. Küreselleşme, rekabet gücünü korumak için kuralların gevşetilmesi yönünde baskı yaratmıştır.

Sarkacı hareket ettiren son unsurlar olarak kamuoyu baskısını ve medyayı da saymak gerekir. LIBOR manipülasyonu, Wirecard firmasının göz göre göre batışı gibi skandallar kamuoyu baskısı yaratarak düzenlemelerin sıkılaştırılmasına neden olmuştur. Haksız da sayılmayacak şekilde “bankacıların açgözlülüğü” ne dair yoğun anlatılara medya ilgisi politika yapıcıları harekete geçmeye zorlamaktadır. 

Düzenleme Sarkacının Olumlu ve Olumsuz Etkileri

Sarkacın bankalar, piyasalar ve reel ekonomi açısından hem olumlu hem de olumsuz etkileri vardır. 

Olumlu etkiler şu şekilde özetlenebilir: Kriz sonrası güçlü düzenlemeler finansal istikrarı artırır. Daha yüksek sermaye, likidite zorunlulukları, sıkı stres testleri finans sektörünün dayanıklılığına katkı sağlar. Sistemik risk ve kurtarma olasılığı azalır. 2001 finans krizi sonrası Türkiye’de bankacılık sektörüne yönelik düzenlemeler bunun iyi bir örneğidir. 

Yeni düzenlemeler güncellenen riskleri doğru ele alacaktır. Yeni kurallar ortaya çıkan kırılganlıkları daha kolay yakalayacaktır. Bunlara örnek olarak henüz oluşum aşamasında bulunan siber risk, iklim riski ve fintek düzenlemeleri verilebilir.

Sıkı düzenlemeler ihtiyatlılığı ve mesleki disiplini teşvik edecektir. Güçlendirilmiş yönetişim, sağlam risk yönetimi ve şeffaflık sektöre olan güveni artıracaktır.

Olumlu etkilerin yanı sıra sarkacın olumsuz taraflarına da değinmek gerekir.  Aşırı düzenleme finansal aracılığı azaltabilir. Yüksek sermaye ve uyum maliyetleri daha az banka kredisi anlamına gelir. 

Uzun istikrar dönemi sonrası düzenlemelerin gevşetilmesi sistemik riski artırabilir. Aşırı özgürlük risk almaya ve balonlara yol açabilir. ABD’deki eşik altı ve “gelirsiz, işsiz borçlu” kredileri (NINJA Loans) 2008 krizinin ana nedenleri arasında yer almaktadır. Aşırı düzenleme, düzenlemenin az olduğu alana kaçma olarak tanımlayabileceğimiz “düzenleme arbitrajı” sorununa sebep olabilecektir. Off-shore ve gölge bankacılığın payı, klasik bankacılık aleyhine büyüyebilecektir. Bugünlerde ABD piyasasında dikkat çeken konulardan biri budur.

Sık sık yapılan kural değişiklikleri düzenleme belirsizliğine yol açarak uzun vadeli planlamayı, yatırım kararlarını zorlaştırabilir. Denetimde tutarlılığı azaltabilir. Sıkı düzenleme alanında faaliyet gösteren bankalar rekabet açısından dezavantajlı duruma düşebilir. Basel III düzenlemelerini hayata geçirmekte direnen ABD ve Britanya karşısında, sıkı düzenleme bölgesi olarak Avrupa Birliği bankaları son dönemde bu konuyu gündeme getirmektedir.

 Düzenleme Sarkacı ve Banka Davranışları

Düzenleme sarkacının hareketleri bankaların davranış kalıplarını etkilemekte, iş modelleri sarkacın yönüne göre değişebilmektedir. 

Sıkı düzenleme tarafında kredi vermek güçleştiğinden, ücret bazlı gelir yaratan işlere ve varlık yönetimine doğru kayış olmaktadır. Gevşeme ise yüksek riskli kredilendirmede ve varlık alım-satım işlemlerinde (trading) artışa sebep olmaktadır. 

Düzenlemeler sıkılaştığında, kredi faaliyetleri hedge fonlar, özel kredi fonları ve banka dışı finansal kurumlar gibi gölge bankacılık alanına kaymaktadır. Düzenlemeye tabi bankacılık sektöründeki risklilik azalırken, gölge bankacılığın riski artmaktadır. Sıkı düzenleme kaldıracı düşürürken, gevşeme aşırı kaldıraç kullanma sonucu doğurabilmektedir. 

Düzenleme Sarkacı ve Düzenleme Kuruluşları İlişkisi

Döngüler düzenlemeleri yansıtmaktadır. Krizler müdahaleci denetim getirirken, istikrar dönemlerinde kendi kendini denetleme (özdenetim) ve içsel risk modellerine güven artmaktadır. 

Teknolojik gelişimin hızı arttıkça düzenleyicilerin küresel finansal yeniliklere ayak uydurması daha zor hale gelmektedir.

Zaman zaman denetçiler büyümeyi desteklemek için kuralları gevşetmeleri yönünde baskı görebilmekte, bu baskılar sonucu sarkacın gevşeme tarafına kayılabilmektedir. Sonuç 2021 sonrası Türkiye’de yaşandığı gibi yüksek enflasyon olmaktadır. 

Sonuç

Düzenleyici sarkaç, sıkı denetim ile deregülasyon arasındaki doğal döngüyü ortaya koyan, finansal düzenlemenin temel kavramlarından biridir. Krizler, siyaset, yenilikler ve kamuoyu baskısı tarafından yönlendirilen bu döngünün etkileri derindir.  Finansal istikrarı, bankaların davranışlarını, piyasa rekabetini ve denetim felsefesini şekillendirir. 

Bu döngünün olumlu ve olumsuz taraflarını anlamak, aşırı dalgalanmaları önlemeye yardımcı olur ve istikrarlı, öngörülebilir ve dayanıklı finansal sistemlerin geliştirilmesini destekler.

Finansal yenilikçiliği veya aracılığı bastırmadan kriz riskini en aza indiren dengeli ve istikrarlı bir düzenleyici ortam kurmak önemlidir. Bu da bir başka yazının konusunu oluşturacaktır. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Takibe Düşen İhtiyaç Kredisi ve Kredi Kartı Borçları Toplumsal Bir Sorun Olmaya Doğru Evriliyor

2025 Yılının Üçüncü Çeyreğinde Türk Bankacılık Sektörüne Bakış

Does the Turkish Economy Really Need So Many Banks?